‘Avrupa’daki sağın ve solun, aslında Pentagon’un sağ ve sol kanadı olduğunu öğrenmiş olduk’

ABD’deki Biden yönetiminin ‘Ukrayna projesi’, başkanlık seçimleri nedeniyle Amerikan politikalarındaki iç kapışmaların da etkisiyle Avrupa kanadının üzerine yıkılırken, Avrupa kanadında tam bir panik havası esiyor. Özellikle ABD’de yeniden Trump’ın başkan olma olasılığı üzerine kara kara düşünen Avrupalılar, Ukrayna’da savaşı uzatmak için mühimmat alımı peşine düşerken, şahinlerin sözcülüğünü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron üstlenmiş görünüyor.

Fransa’nın Afrika’dan atılmasıyla darbe yiyen Macron, Ukrayna’ya asker gönderme söylemlerini yükseltirken, işi bu konuda ‘kırmızı çizgileri olmadığını’ söylemeye vardırdı. Yine Britanya’nın şahin yönetimi de Rusya’yı ‘stratejik yenilgiye uğratma’ hedefiyle Kiev’e desteği esirgemezken, Kraliyet donanması ve hava kuvvetlerindeki sıkıntılar tartışılıyor. Seçilmemiş Rishi Sunak yönetiminin özellikle ekonomi politikalarına eleştiriler artarken, seçim olasılığı da gündemde.

Avrupa ülkeleri Ukrayna çatışmasının etkisini derinden hissetmeye başlarken, tepkiler şimdilik sadece çiftçilerin Avrupa çapındaki eylemleriyle sınırlı kalıyor. Yükselen öfke Gazze çatışmasında siyasi elitlerin izledikleri politikalar üzerinden de ifade ediliyor.

Avrupa’daki durumu Britanya’da yaşayan gazeteci ve belgeselci Sedat Aral ile konuştuk.

‘Halk ABD’nin enjekte ettiği liberal politikacılara alternatif bulamıyor’

Sedat Aral’a göre, Avrupalı siyasi elitler adeta kendi halklarından başka bir dünyada yaşıyorlar. Avrupa’da sıradan insanların asıl sorunlarının ekonomi politikaları haline geldiğini belirten Aral, halkın tüm sorunlara rağmen sokakları doldurmamasının ana sebebinin alternatif siyasetçi bulamaması ve güven duymaması olduğu değerlendirmesinde bulundu:

“Avrupa’da halkın en büyük düşüncelerinden birisi, merkez bankalarının faizleri düşürüp düşürmeyeceği. Biliyorsunuz özellikle mortgage kredileri inanılmaz yükseldi. Herkesin cebini yakıyor. Avrupa halkının bu faizler dışında çok bir şey düşündüğünü zannetmiyorum. Avrupa’yı artık ayırmak gerekiyor. Doğu devletlerine benzemeye başladılar iyice. Bir halk var, bir de devletin kendisi var. Çekirdekte olan devlet. Amerika’nın Soğuk Savaş döneminde enjekte ettiği liberal politikacılar var. Onlar bir kesim, halk ayrı bir kesim. Politikacıların yaşadığı dünyada biz yaşamıyoruz. Onların kaygılarıyla yaşamıyoruz.

Politikacıların yol açtığı göçmen krizleri, savaşlar vs. halk tarafından çok ciddi eleştirilmeye başlandı. Sokağa taşınmıyor ama. Sokağa taşınmamasının en önemli sebeplerinin başında, halkın güvenecek politikacı bulamaması geliyor. Yani eskiden barış yanlısı Yeşiller vardı, öyle bilirdik. 2003 Irak işgalinde sokaklar doldurulmuştu. Ama birdenbire gördük ki Yeşiller aslında savaş çığırtkanıymış. Avrupa halkının çok kemikleşmiş sağcı kesimini bir kenara bırakalım. Onlarda da değişimler var gerçi. Özellikle Suriye savaşında belirmeye başlayan politikacıların yanlışları, Rusya-Ukrayna savaşı ile ayyuka çıktı.”

‘Her ülkenin savaşacak gücü vardır ama savaşı sürdürebilmek başka bir güç ister’

Günümüzde girdiği savaşı sürdürebilecek teknik donanım, üretim, hammadde ve askeri yeterliliğe sahip ülkelerden birinin Rusya olduğunu belirten Aral, Avrupa’nın savaş naraları atmasına rağmen bu yeterliliğe sahip olmadığını vurguladı. Türkiye’deki yaşam standartlarının düşüklüğüne ve fiyatların absürtlüğüne vurgu yapan Aral, yine de Avrupa’nın parlak bir durumda olmadığını dile getirdi. Aral’a göre Avrupalılar Amerikalıların enjekte ettiği siyasiler ve bürokratları değiştirmezse kıta can çekişecek:

“Birileri Türkiye’yi düzeltse de Türkiye’de yaşasak keşke… Yani Avrupa hiç öyle iç açıcı bir durumda değil. Tüketim Avrupa’sına geçmiş durumda. Sermaye çöküşü başladı. Kapitalizmin kendisi çökmeye başladı. Üretim zaten kesilmişti. Parayla, paranın figürasyonuyla oynayarak başka ülkelerin mallarını sömürüyorlardı. O dönem de geçti. Hindistan mal satmıyor artık. Ve gıda durumu sorunlu hale gelmeye başladı Avrupa’da. Gıda ve enerji fiyatları arttı. Eğer bir savaş dönemi düşünüyorsak, gerçekten de 2. Dünya Savaşı öncesine benzemeye başladı. Enerji kaynaklarına erişim zorlaştı. Kendi ürettiği enerji yetmiyor. Çok önceden savaş açtığı nükleer ve diğer enerji şekillerini tekrar gündeme aldılar.

Türkiye ile kıyaslarsak tabii ki Türkiye çok korkunç durumda. Fiyatlar çok absürt. Bakın kötü veya iyi demiyorum; absürt diyorum. Ama onun dışında Avrupa’daki sorunlar, Türkiye’dekinden çok daha köklü hale gelmeye başladı. Bir kere Amerika’nın sisteme enjekte ettiği bürokratların ve siyasetçilerin değişmemesi halinde, Avrupa can çekişecek. Savaş çıkarak bir güçleri de yok zaten. 3. Dünya Savaşı naralarını muhtemelen ABD’ye güvenerek atıyorlar. Rusya bu anlamda en diri, en ayakta duran ülkelerden birisi oldu. Akıl almaz bir savaş makinesi haline geldi. Sovyetler çöktükten sonra Batı’dan teknoloji aldı ve savaşı sürdürebilir hale geldi. Her ülkenin savaşacak gücü vardır ama savaşı sürdürebilmek başka bir güç ister. Mesela Çin’in savaşı sürdürecek gücü yoktur ama Rusya’nın var.”

‘Avrupa’daki sağın ve solun, aslında Pentagon’un sağ ve sol kanadı olduğunu öğrenmiş olduk’

Avrupa’da yerel basın ile ulusal basın arasındaki farka dikkat çeken Aral, liberal siyasi elitin halkı umursamadığı görüşünde. Sedat Aral’a göre Avrupa politikalarını domine eden sağ ve sol partiler esasında Pentagon’un ve ABD’nin direktifleri doğrultusunda hareket ediyor:

“Akademi çevresinde ve Avrupa’daki yerel yayınlar ile, ulusal yayınlar arasında yüzde 90-95 eşleşmeme durumu var. Yani lokal yayınlar tümüyle savaşa karşı. Bu, halkın nerede durduğunu gösteriyor. Öte yandan ulusal yayın dedikleri şey tümüyle liberal akımın elinde ve bildiğini okuyor hala. Çok fazla takmıyor durumu. Çok fazla benimsemişler bu garabeti. Onun üzerinden gidiyorlar. Avrupa’da asıl yaşanacak açmazlardan birisi şu: Kesinlikle bir savaş olacak. 3. Dünya Savaşı da diyebilirsiniz. Belki silahlı ve sıcak bir çatışma bile olmaz. Ama halk gerçekten de politikacıları yiyebilir yakında. Bazı ülkelerde politikacıların sokağa çıkma ihtimali kalmayabilir. Hakikaten insanlar bıkmaya başladı. O kadar absürt kararlar alıyorlar ki.

Bugün ‘Ukrayna Savaşı’ dendi. Bütün Avrupa sürünüyor. Niye süründüğünü bile bilmiyor. Neden bu şekilde olduğunu bilmiyor. Bakın İngiltere’de okul, mutfak masrafları arttı. Krediler inanılmaz bir hale geldi. Zaten pandemi felaketinden, kapatmalardan sonra bu savaş yaşandı. Bugün Avrupa toplumu, kapitalizme çok uzun zamandır alışkın bir toplum. Birden kapitalizmin tüm araçlarını ellerinden alıyorlar. Borçlanmaları, kredileri vs. İnsanlar dımdızlak ortada kaldı. Bunu gitgide Ukrayna Savaşı’na bağlamaya başladılar. İlk başta Rusya’yı suçladılar. Fakat alternatif seslerle beraber işin arkasında aslında Amerikalı liberallerin, veya ‘sol’ diyeceğimiz Amerikalı ve Avrupalı siyasetçilerin olduğunu görmeye başladılar. Biz Avrupa’daki sağın ve solun, aslında Pentagon’un sağ ve sol kanadı olduğunu öğrenmiş olduk.”

‘Yakın zamanda Avrupa’da kapalı devre faşizm rejimlerini görmeye başlayacağız’

Batı’nın 1960’tan bu yana sürdürdüğü savaşlar ile küresel bir yorgunluk yarattığının altını çizen gazeteci Aral’a göre Batı kamuoyunun gözü Suriye, Ukrayna ve Gazze savaşları ile açıldı. Avrupa’nın bugün sıcak çatışmaya girecek kadar morale ve paraya sahip olmadığını değerlendiren Aral, öte yandan Avrupa’da parlamentolara faşist partilerin girebileceğini ve göçmen sorununun ana gündem olmayı sürdüreceğini vurguladı:

“Bakın savaş konusunda İngiltere İşçi Partisi’nin açıklamaları, Muhafazakar Parti’den farklı değil. Veya niye İsrail’i destekliyorlar? İngiltere’de halk büyük çoğunlukla Gazze’yi destekliyor halbuki. Filistinlileri destekleyerek kendi hükümetlerinden hesap sormaya çalışıyorlar. Biz 1980’lerden itibaren gazetecilik yaptık. Gazze hareketi, Hamas’ın İsrail’e saldırması vs. tüm bu düzeni konuştuğumuzda, Ukrayna’da nasıl bir pisliğe battıklarını ve üzerini Gazze’nin toprağı ile örtmeye çalıştıklarını gördük. Yakın bir zamanda bir Çin olayı olabilir. Gazze bitince Çin ile bir çatışma havasına girecekler. Çin de uzak duruyor bu meselelerden. Bakalım savaş çıkarmadıkları zaman kendi ülkelerinde ne olacak?

Demek ki 1960’lardan itibaren sisteme entegre edilen liberal hareketler, savaşlarla yaşıyor. Dünya nüfusunu kırdılar. Batı Afrika’dan başlıyorsunuz 1960’larda, Cape Town’da bitiyor. Sonra Doğu Afrika’da. Sonra Ortadoğu’ya geliyor, resmen ülkeleri tarayarak gidiyor. İnanılmaz miktarda savaş çıkmış 1960’tan itibaren. Ve son ikisi, Batı kamuoyunu hafiften uyarmaya başladı. Birincisi Suriye idi. Suriye’de Rusya çok büyük puan kazandı Avrupa kamuoyundan. Bunu çökertmeyi Ukrayna ile denediler ama yine çökmedi.

Çünkü Ukrayna’da hakikaten Zelenskiy denen bir şarlatan var. Ne derlerse, nasıl emir verirlerse onu yapıyor. Şimdi emir veren de kalmadı, boşlukta dolaşıyor. Artık adama dosyalar, notlar verip ne söyleyeceğini belirtmiyorlar. Ortalıkta dolanıyor. Gürcistan’ın işgali sırasında Sakaşvili kravatını yiyip ülkeden kaçmıştı. Zelenskiy’nin durumu da oraya gelecek. Maalesef çok büyük bir trajediyi, komedi gibi izliyoruz. Bütün dünyanın huzurunu kaçırdılar. Avrupa, sıcak savaşa gidebilecek sermayeye ve halk düşüncesine sahip değiller. Halkta da yorgunluk var. Özellikle göçmen krizlerini savaşlara bağlamaya başladı insanlar. Önemli bir faktör. ‘Herkes kendi yerinde mutlu olsun’ çizgisine gelecek. Yakın zamanda Avrupa’da kapalı devre faşizm rejimlerini görmeye başlayacağız. Şehir veya eyalet bazında, parlamentolarda, sistematik faşizm görmeye başlayacağız. Tabii yani umarım savaşa evrilmez.”

‘Avrupa basınında okuduklarımın tersinden fikir geliştiriyorum’

Avrupa ana akım medyasının birçok yalan veya yanlış haber yayınladığını belirten Sedat Aral, İtalya dahil birçok Avrupa ülkesinde siyaetin her katmanında ABD destekli liberal siyasetçilerin rolüne dikkat çekti:

“Uzun zamandır Avrupa’da okuduğum ana akım haberleri ters olarak yorumlayıp ona göre fikir geliştiriyorum. Mesela ‘Ukrayna saldırdı’ dediklerinde, ‘Rusya vurmuştur’ diyorum. Çünkü haberler doğru çıkmıyor. Zavallı bir durumdalar. Aslında tüm dünya o durumda. Türkiye’de de yansımaları var. Ana nedenlerinden birisi, kültür birikimi ile o liberalleri sistemin her yerine yerleştirmelerinden kaynaklanıyor. Bir katmanı çıkarıyorsunuz, diğer katman da liberal çıkıyor. İtalya seçimlere giriyor. Faşist istiyorlar, Mussolini gibi birini istiyor adamlar. Gele gele yine NATO’cu geliyor. Bir katmanı sıyırıyorsunuz, başka katmanda yine aynı adamlar. Halk da galiba kekin bütün o katmanlarını açmaya çalışacak.”

‘NATO’yu saldırgan bir güç olduğunu şimdi görüyoruz’

Dünyanın giderek liberallerin kendi amaçlarına göre dizayn ettiği demokrasiden kaçtığını vurgulayan Aral’a göre halklar meritokrasiye yöneliyor. NATO’nun kendi dünya düzeni için agresifleştiğini belirten Aral Avrupa’daki sorunların kökeninde ABD’nin bölgedeki varlığı olduğu vurguladı

“Demokrasiyi Antik Yunan felsefesine indirgemeye başlarlarsa sonuç bu olur. Liberaller bunu yapıyordu. İnsanlar demokrasiden kaçıyor artık. Dünyada bence meritokratik yönetimler daha başarılı şu anda. Belçikalı bir arkadaşımla konuşuyorduk geçen. Hükümetsiz kaldıkları dönem daha iyi yönetildiklerini söyledi. Demokrasiyi ne kadar istiyoruz, bilemiyorum. Amerika’da 1950’lerden beri yapılan seçimler kadar politik katman vardır Avrupa’da. Her kazıdığınızda karşınıza yine bir Amerikan yanlısı çıkacaktır. Ama sonu gelmek zorunda. Yanlış başlayan bir hayat, doğru yaşanamıyor. Avrupa bir yanlışı sürdürmeye çalışıyor. ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda attığı adımlar yanlıştı. Avrupa’ya üsler kurup NATO’yu savunma ittifakından ziyade tehdit unsuru olarak kullanması yanlıştı. O hareketi sürdürmeye çalışıyorlar ve yürümüyor. İttiremiyorlar. Devasa bir makine bu. Halk belki de çürümeye bırakmak zorunda bunları. NATO, caydırıcı savunma gücüydü Soğuk Savaş’ta, değil mi? Ama biz NATO’nun saldırgan güç olduğunu görüyoruz şimdi. Nasıl oluyor da kullandığı mühimmat artık saldırı mühimmatı oluyor? Savunma sistemleri yerine saldırı sistemleri kuruyorlar? Bu soruların arkasının hepsinde yeni dünya oluşumu var. Bu yeni dünya oluşumunda biz doğruyu görenler mi yoksa yalanla yaşayanlar mı kazanacak, onu bilemiyorum. Ama sıcak savaş olacağını tahmin etmiyorum veya umarım olmaz diyorum.”

Posted

in

by

Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *